TARİHTE EFSANE ADAMLAR

Dr.Faruk Öndağ'ın yazdığı çok güzel ve yararlı olduğuna inandığım Tarihi örnekleri ile EFSANE ADAMLAR adlı kitabından bir alıntıyı sizlerle paylaşmak istedik.

                                  "  İLK FİLAZOF"

 

M.Ö 560'lı yıllarda italyan'ın Craton şehrinde olağan bir gün yaşanmaktaydı.Canlı bir ticaret merkezi olan Craton'da o gün güneş yakıcılığını had safhaya çıkarmış, sokaklardaki insanlar onun hışmından korunmak için kendilerini gölgeliklere atmıştı. İnsanlar tembel tembel dinlenmekte ,ülke yönetimi , bastıran feci sıcaklar ve tabii ki ticaretle ilgili hararetli tartışmalar yapmakta idiler. Şehrin kalbinde, ana caddede elli yaşlarında bir adam güneşe maldırmadan yavaş yavaş yürüyordu.Adam uzunca boylu, uzun beyaz saçlıydı ve tyhaf beyaz bir elbise giymişti. Adam koltruğunun altında rulo halinde kağıtlarla olablidiğince yavaş,hatta dikkat çekecek kadar yavaş bir şekilde yürüyordu. Önce gölgede yatmakta olan çelimsiz bir köpeğin  dikkatini çekti adam. Köpek şansını denemek istercesine yattığı yerden doruldu, sonra kendiside inanmayarak tehditkar bir edayla bir iki  havladı. Adam umursamayınca "aman canım sende " der gibi gölgedeki köşesine tekrar çekildi. Köpeğin havlaması üzerine birkaç dükkan sahibi kafasını çeirip baktığında tuhaf adamda onlara para kazandıracak bir tüccar havası olmadığını hemen anladılar.

          Adam alışık olunmadık ama şüphesiz etkiliyici bir kıyafetle, yüzünde tuhaf bir ifade eşliğinde dükkanların önünden geçti. Hafif kısık gözleri ile sanki bir şey arıyormuş da sadece ona odaklanmış,sanki dünyadaki hiçbir şey umurunda değilmişgibiydi. Neden sonra tuhaf adam çarşının sonudaki demirci dükkanının önünde takıldı kaldı. Demirci işinde şehrin en iyisi idi. En düzel zırhları,kılıçları her türlü demir aksamı çok güzel bir şekilde üstelik zamanında yapıp teslim ederdi. O yüzden müşterisi çoktu ve dolayısıyla öğlen sıcağına rağmen onun  çalışması gerekiyordu. Para da önemliydi ama malı teslim ettiği anda müşterinin gözündeki beğeni ifadesi çok daha değerli idi onun için.

        Selam sana demirci!

       Demirci sesle irkildi, kapının önünde uzun boylu beyaz thaf elbiseli, değişi,k bir adam, yüzünde ilginç bir tebessüm ifadesiyle ona bakıyordu. Bir anda nasıl cevap vereceğini bilemedi. Oysa yaşlı dünyadaki yüzlerce şehirde yaşayan bütün insanlar bilir ki, verilen selam saygıyla alınmayı hak ederdi. Ama cevap veremedi...Yaşlı adamın da bunu umursadığı pek söylenemezdi doğrusu. Yaşlı adam son derece doğal haraketlerle içeri girdi köşedeki gölgelik yerde özenle serilmiş kilimlere yöneldi. Demirci çalışırken bazen vaktinden önce gelen değerli müşterilerinin dinlenmesi için özel olarak hazırlamıştı o köşeyi. Yaşlı adam çoktan köşedeki yerini almış, demircinin ilk kez gördüğü bir oturma şekliyle bağdaş kurmuş otumuştu bile.

     O andan itibaren yaşlı adam hiçbir şey demedi, demirci de öyle. Sadece tuhaf misafirinin "buyurun,devam edin" derecesine elini uzattığı görüldü ve genç demirci bu direktife uyarak içinde garip bir heyecanla çalışmaya devam etti. Bir süre sonra demirci ustası yine kendini yaptığı işe kaptırıp gitmişti. Körükle ateşi kuvvetlendiriyor, makasla kor haline gelmiş olan demiri yaptığı işe göre  farklı büyüklükte çekiçlerle bazen bütün gücü ile bazense minicik bir çekiçle okşarcasına zarif darbelerle dövüyordu. Yaşlı adam yaklaşık iki saat hiç kıpıdamaksızın sessizce köşesinde oturdu. Demirden çıkan sesin tınısını dinledi. Sonra koltuğunun altından parşmenlerin arasından "heptakord" unu çıkardı. Tellere dokunuyor , onların tınlamasını gözü kapalı dinliyordu. Demirci birkaç kez mola vermiş, bu arada yaşlı adamı meraklı gözlerle seyretmişti. Belki aynı dükkandaydılar ama kesinlikle aynı dünyada değildiler. İki adam akşama kadar hiç konuşmadılar. Her ikisi arasındaki tek iletişim demircinin örs sesleri ile yaşlı adamın  "heptakort" undan yükselen değişik tınılardı. Akşamüstü demirci yaşlı adamın dükkanından sessizce çıktığını fark edemedi. Oturduğu minderin üzerinde  ise dört adet Mısır altını pırıl pırıl parlarken gün boyu dükkanda yankılanan sesler yaşlı adamın parşmenlerinde rakamlarla kaydedilmişti bile

        Esrarengiz adamı Cratonlular'ın tanıması çok uzun sürmedi. O, Babil'in Mısır'ın bütün şehirlerini harmanlamaış, yirmi iki yıl Mısır'da eğitim gördükten sonra ünlü matematik şehri Byblonya'da üstadlık seviyesine çıkmış bir bilim adamıydı.Çok değil birkaç yıl içinde şehrin en zeki gençleri bu gizemli adamın çevresinde bir halka oluşturmuştu bile. Ama o halkaya girmek o kadar kolay değildi.

DEVAMI YARIN.......

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !